Farklar Sözlüğü

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

En İyisi Hangisi Örgün Eğitim mi? Yaygın Eğitim mi?

09.10.2020

Son zamanlarda “eğitim herkesin hakkı” türünden mottoları sıkça duymaya başladık. Eğitime verilmeyen değer hatırlanmış ya da eğitimsizliğin nelere sebep olduğu fark edilmiş olsa gerek, dünya çapında bir eğitim seferberliği ilan edilmiş durumda. Akademik camiada üretilen eğitim teorileri, Finlandiya, Singapur ve Japonya gibi eğitim devlerinden alınan örnekler ile her ülke tabandan tavana bir eğitim reformasyonu yapma derdinde. Bizim ülkemizde bunun karşılığı; açık öğretim. Açık öğretim, eğitim almaktan mahrum kalmış herkese basitleştirilmiş ve hızlı bir yöntemle eğitim paketi sunan, sınırları geniş bir uygulama. Ama ne kadar başarılı? Ya da örgün eğitimden farkı ne? Beraber göz atalım…

Örgün eğitimin en belirgin farkı, öğrencilerin her sabah ya da öğlen günde bir kere belirli süreliğine okula gitmesidir. Aynı zorunluluk açık öğretim için yoktur. Açık öğretimde öğrenciler derslerini ya online/ofline ya da sadece sınavlara giderek tamamlarlar. Bir işi sistemli yapabilmek irade gerektirir ve bu iradeye maalesef herkes sahip değildir. Dolayısıyla okula gitme zorunluluğu dışarıdan bir güç yardımıyla her gün düzenli şekilde eğitim alabilmeyi sağlıyor. Ama açık öğretimde acaba her öğrenci aynı disiplini gösterebiliyor mu?

Tamam, hemen ekleyelim. Aramızda bu eğitimi almasa da o diplomayı hak eden kimseler var. Sadece yasal zorunluluk gereği böyle bir işe kalkıştılar. Yoksa umurlarında değildi. Ama ve yine ama okulun verdiği eğitim sadece bir ders ya da alan üzerine midir ki? Örneğin, küçüklüğünden beri çeşitli girişimlerde bulunmuş ve halihazırda şirket sahibi olmuş, alaylı bir iş adamının, bir fakültede girişimcilik okuması gerçekten gereksiz midir? Girişim pratiklerini çok iyi biliyor olsa bile teorik destek alması gerekmez mi? Ya da tarih, coğrafya, edebiyat, felsefe öğrenmesi?

Örgün eğitimde okul, öğrenciyi bir atmosferin içine sokar. Hocaların gelip gittiği ve ders verdiği sınıflarda bulunmak öğrenciye bir aidiyet bilinci kazandırır. Eğitim aldığını bir şeyler öğrendiğini hissettirir. Farkındalık oluşturur. Maalesef aynı durum açık öğretim için geçerli değildir. Ne bir sınıf ne de bir okul ortamı söz konusu olmadığı için öğrencinin bir şeyler öğrenme ve bilgi edinme arzusu kamçılanmaz.

Örgün eğitim için bir yaş sınırı vardır. Açık öğretim içinse yoktur. Bu durum açık öğretim lehine yazılan bir puan olabilir. Mesela okumak istediği bölümü okuyamayan ya da küçük yaşlarda okula gidemeyen kimseler için önemli bir fırsattır. Hatta ikinci bir defa üniversite okumak isteyen fakat vakit bulamayanlar için de. Evde boş boş televizyon izlemekten sıkılan ve dizi takip etmek yerine diploma sahibi olmak isteyen teyzeler için de belki.

Örgün eğitimde sınavlar belirli bir ders periyodundan sonra her dersin hocasının itina ile hazırladığı sorular çerçevesinde gerçekleşir. Açık öğretimde ise -belki derslere bile girmeyen- bir komisyon tarafından hazırlanır ve imece usulü dağıtılır. Genellikle hep aynı sorulardan sorumlu tuttukları için sınavlar olabildiğine basittir. Çıkmış soru kültürünü ülkemize kazandıran da yine bu eğitim sistemidir.

Örgün eğitim ve açık öğretim arasındaki farklar oldukça belirgin. Ne var ki geçen yıllara kadar iki sistemden de mezun olanların diplomaları aynı statüdeydi. Artık değişti. Ama sadece diplomayı değiştirmekle bitmiyor ne yazık ki. Hepimiz hala 4 yıllık uluslararası ilişkiler bitirmiş berberlerle sohbet etmek zorunda kalıyoruz.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.