Farklar Sözlüğü

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

İslam Kültürünün İki Özgün Düşüncesi: Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şühut

29.05.2019

İslam kültürü içerisinde neşv-ü nema bulan iki özgün düşünce disiplinin adıdır; Vahdet-i Vücut ve Vahdet-i Şuhut. Aralarında ciddi benzerlikler bulunsa da temelden farklı bir yapıya sahiptirler. Bu esas fark çoğu zaman gözden kaçırılır. Netice olarak hem iki nazariye birbirine karıştırılır hem de diğer farklı düşünce tarzlarından ayırt edilemez.

Öncelikle Vahdet-i Vücut, İslam tasavvuf geleneğinde ilk örneğini İbni Arabi’de bulur. Vahdet-i Şuhut ise daha sonraki dönemlerde İmam-ı Rabbani tarafından ortaya atılır. İbni Arabi’nin en temel görüşlerinden biri olan Vahdet-i Vücut ileriki dönem mutasavvıfları elinde sistemli bir mefkure haline getirilirken, Vahdet-i Şuhut da aynı şekilde ilerleyen zamanlarda gelişmiş ve bugünkü kâmil ifadesini bulabilmiştir. Kimilerine göre Vahdet-i Şuhut, Vahdet-i Vücut’a bir tenkit olarak ortaya çıkmışsa da hakikat bundan farklıdır. Bunu anlamak için İmam-ı Rabbani’nin yaşadığı dönemde, Hindistan’daki teolojik karmaşanın tarihi seyrini okumak yeterlidir. Nitekim Ekber Şah’ın eklektik bir din oluşturma çabaları Vahdet-i Şuhut nazariyesinin arka planında yatan ana unsurlardan bir tanesidir.

Kısaca iki görüşü birbirinden ayrıştıran temel farka bakacak olursak; Vahdet-i Vücut, yaratıcısı için kâinatı görmezden gelmektir. Yani Allah dışında tüm eşyanın vücudunu inkâr ederek, alemi yaratana teksif olmak ve ondan başka varlık tanımamaktır. Vahdet-i Şuhut ise, Allah dışındaki varlıkların vücudunu inkâr etmemekle beraber onları Allah’a ulaşmanın önündeki bir engel gibi görerek itibar etmemektir. Çünkü Allah’ın dışındaki varlıklar geçici ve onu unutturucu bir yapı arz ederler.

Bir örnek verecek olursak, Vahdet-i Vücut’a göre kâinat bir bardak su gibidir. Allah ise devasa bir umman. Bardaktaki suyu ummana döktüğümüzde artık aralarındaki farkı göremez oluruz. İşte insan Vahdet-i Vücut ile bardaki su gibi olduğunu ve aslında ait olduğu daha büyük bir kaynağın bulunduğunu aklında tutar. Ve daima o kaynağa geri dönmek için çaba harcar. Vahdet-i Şuhut’a göre ise insanın gözlerinin önünde bir perde vardır. Bu yüzden güneşi tam olarak göremez. O perdeyi yok saymalıdır ki güneşi hakkıyla temaşa edebilsin. Vahdet-i Şuhut’un da asıl gayesi, görmeyi engelleyen o perdeyi ortadan kaldırmak ve kulu yaratıcısı ile karşı karşıya getirmektir.

İki nazariye zaman içerisinde mottolaştırılmıştır. Farsça iki terkipten oluşan bu mottolar aralarındaki farkı anlatmak için kullanılır. Bu manada Vahdet-i Vücut “Hem Ost”, Vahdet-i Şuhut ise “Hem Ez Ost” terkibinde ifadesini bulur. Hem Ost; Her şey O’dur, demekken, Hem Ez Ost ise; Her şey O’ndandır, anlamına gelir. Said Nursi’ye ait olduğu iddia edilen bu mottolar aradaki farkı kısaca özetlemeleri açısından oldukça kıymetlidir.

Bilindiği üzere İbni Arabi’nin sevenleri olduğu kadar ondan nefret eden belirli bir kesim de söz konusudur. İmam-ı Rabbani’nin durumu biraz daha farklıdır. İbni Arabi’nin heretik sayılması ve “Şeyhu’l-Ekfer” yani “Kafirlerin Şeyhi” olarak tanımlanmasındaki asıl neden onun Vahdet-i Vücut düşüncesidir. Gerçekten bu nazariyenin tarih içerisindeki savunucuları çok fazla olmamış, tasavvuf felsefesi ile uğraşan ilmi birikime sahip kimseler tarafından benimsenmiştir. Diğer taraftan Ehl-i Sünnet müntesiplerinin yoğun propagandaları neticesinde Vahdet-i Şuhut daha ortodoks ve ayakları yere basan bir nazariye olarak halka kanıksatılmıştır. Kimileri de Vahdet-i Vucut’un bir düşünce değil, “hal” olduğunu ve yaşanılmasının caiz fakat ilmi olarak savunulmasının küfür olduğunu iddia ederek orta yolu tutmaya çalışmışlardır.

Tasavvuf kültürünün İslam toplumlarında zayıflamasıyla beraber artık -akademik çalışmaları saymazsak- Vahdet-i Vücut ve Vahdet-i Şuhut tartışmaları da ortadan kalkmış, her ikisi de kültürel bir değer olarak rafa kaldırılmış durumdadır.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.