Bitmeyen Savaş: Din vs Bilim
![]()
![]()
Albert Bayet, Dine Karşı Düşünce Tarihi isimli eserinde din ve bilimin daha genel ifade ile düşüncenin arasındaki gerilimin çok geç tarihli olduğunu ifade eder. İkisinin birbirinden daima farklı olduğunu ve bir türlü uzlaşının sağlanamadığını söyler. Genelde bu mesele Kopernik ve Bruno’nun idamı, Galileo’nun yargılanması ile ifadesini orta çağda bulan bir olgu gibi ele alınsa da esasında hakikat bundan farklıdır.
Din ve bilimin iki farklı olgu olduğu kesindir. Tarih boyunca iki ucu ifade ettiklerini iddia edebiliriz. Ne var ki aralarındaki gerilim, toplumu yönlendiren entelektüel eğilimler ve siyasi erklerden hali bir şekilde gerçekleşmemiştir. Ve elbette din kurumlarının toplum üzerindeki tesirini de es geçmemek gerekir. Özellikle batıda kilisenin tahakkümü iki kutup arasındaki savaş alevini şiddetlendirmiş ve meselenin bugün içinde bulunduğu çıkmaza sürüklenmesini sağlamıştır.
Din ve bilim arasındaki farkı, taraftarlarının tutumları ile değerlendirebileceğimiz gibi bizatihi ontolojik farklılıkları üzerinden de ele alabiliriz. Meseleyi fazlaca teorik boyuta indirgememek için ikisinin arasında bir düzlemde konuşmak faydalı olacaktır. Daha detaylı bir okuma için Ian Barbour’un Bilim ve Din isimli eserine göz atılabilir. Orada Barbour, çatışma, bağımsızlık, diyalog ve entegrasyon kuramları üzerinden konuyu derinleştirmektedir.
![]()
![]()
Dinsel verinin kaynağı tanrı ya da akıl üstü, metafizik güçlerdir. Bilimsel verinin kaynağı ise duyular ve akıl. Din, sunduğu malumatın ötelerden geldiğini iddia eder. Bu malumatın akılla uyuşup uyuşmadığı farklı bir konudur. Önemli olan dinin hiçbir veriyi salt akıl-gözlem yoluyla üretmemesi, bilimin ise akıl-gözlem dışında hiçbir veriye itibar etmemesidir.
Din, müntesiplerinden belirli pratikler ister. Çeşitli ritüeller ve kanunlar ile onun hayatını yönlendirir. Yerine göre sınırlandırır ve genişletir. Bilim ise bu türden pratikler istemez. Dinsel verinin bağlayıcılığı söz konusudur. Aynı durum bilim için geçerli değildir. Bu durum biraz da din ve bilimin farklı sahalarda söz sahibi olmalarıyla da alakalıdır. Örneğin, dinin ahlak alanında da kanunları vardır. Bilim bu alanda sessizdir. Bazı şeyler söylese bile bunlar kanun değil tespittir. Ve tespitlerin yönlendirici bir mahiyeti yoktur.
Bilimsel tespit ve dinsel kanunu birbirinden ayıran en temel fark da kutsaldır. Din, sunduğu her şeyin özünde bir kutsallığın bulunduğu ifade eder. Pratiklerinin yapılmaması durumunda ceza ile tehdit ederken, yapılması durumunda da mükafat ile müjdeler. Bilimin böyle bir gücü yoktur. Çünkü ne tehdit edeceği -cehennem, tanrı, sonsuz azap- ne de mükafat -cennet- vaat edeceği bir olguya sahiptir.