Anlamın İki Yüzü: Evrim ve Yaratılış
Son zamanların en tartışmalı iki meselesini ele alıyoruz: yaratılış ve evrim. Birbirinden taban tabana farklı iki teori. Peki bu farklar neler? Kısaca göz atalım.
İnsanın nereden geldiği, nerede olduğu ve nereye gideceği tarih boyunca cevaplanmaya çalışılmış üç büyük sorudur. Var oluşu anlamlandırabilmek, bu soruların tatmin edici bir şekilde cevaplandırılmasına bağlıdır. Her filozof ya da bu konuya kafa yoran her düşünür kendine göre farklı bir teori oluşturmuştur. Ama bunlardan sadece iki tanesi büyük kitleler tarafından kabul görmüş ve popüler olmuştur.
Yaratılış nazariyesi daha çok dinlerin savunduğu bir görüştür. Bu yazıda din derken, mitolojileri ve akıl üstü kaynağa itibar eden tüm lahuti sistemleri kastedeceğiz. Diğer türlü her yaratılış savunucusu sistem kendi içinde farklı öğretiler barındırır. Ve bunlardan bahsetmek oldukça uzun sürer. Evrim teorisi ise bilimin mahsulüdür. Ve bilim ekollerin küçük farklılıklarının dışında evrim sistemleşmiş bir teori olarak tüm camia tarafından kabul görür.
Yaratılış, esas itibari ile tüm varlıkların bir şekilde Tanrı tarafından var edildiğini iddia eder. Linnaeus ve Buffon gibi teologlar bu yaratılışın türler halinde gerçekleştiğini sonraki türlerin de evrim yoluyla ortaya çıktığını söyler. Dinler ise tam anlamıyla varlıkların hepsinin bir vakitte dünyada sudur ettiği görüşünü benimser. Evrim teorisi tüm bu görüşlerden farklı olarak, varlıkların tek hücreli bir atadan ortaya çıktığını ve evrimleşerek çeşitlendiğini iddia eder.
Yaratılış nazariyesinde bir var edicinin gücü ön plandadır. Her şey sistem içerisinde, insicamla gerçekleşmiştir. Evrime göre rastlantılar ve kaos en temel sebeptir. Yaratılışta varlıkları Tanrı dünyaya indirmiştir. Evrimde ise rastlantı sonucu bir göktaşından dünyaya gelen küçücük bir molekül canlılığı var etmiştir. Yaratılışta düzen, evrimde ise düzensizliğin kendisi sistemin ana umdesidir.
One little turtle is walking on the street
Yaratılışın gayesi bu dünyada en iyi hayatı yaşayabilmek ve Tanrıya layık olabilmektir. Evrimin gayesi ise bizzat hayatta kalabilmek ve orman kanunlarına göre yaşama tutunabilmektir. Bunun dışında her ikisi de ilerleme taraftarıdır. Yaratılış lahuti olarak yücelişi, evrim ise dünya şartlarında en güçlü mükemmel varlık olabilmeyi hedefler. Küçük farklar olsa da kısmen aynı gayeyi gerçekleştirmek isterler.
Yaratılışın da evrimin de farklı yorumları da söz konusudur. Dindar bilim adamları ve düşünürlerin yaratılış ve evrim arasında entegrasyon yaptıkları görülür. Buna göre evrimi savunmak dine aykırı olmadığı gibi yaratılışı benimsemek de akla ters bir tutum değildir. Örneğin; tüm varlık tek bir atadan geliyor olsa bile bu hücreyi var edenin Tanrı olduğunu kabul etmek, hatta evrimin seyrini ve düzenini de Tanrının etkisi ve tasarımıyla meydana geldiğini kabul etmek tüm problemi çözecektir.
Yaratılış ve evrim konusu esasında daha üst perdede din ve bilim çatışmasının bir uzantısı olarak ele alınır. Çünkü son yüzyıllarda dine zıt olarak ortaya çıkan en büyük teori evrimdir. Bu bir yana varoluşla ilgili yaratılıştan daha makul şeyler söylemektedir. Bilimin elini güçlendirdiği için de din-bilim çatışmasına ciddi katkı sunmuştur. Halihazırda mesele tam olarak çözülemediği konuya ilgili kimselerin kafasını karıştırmaya devam etmektedir.