İslam Medeniyetinin İdeolojik Yapıları: Mezhep ve Tarikat
Üstat Cemil Meriç, “izmler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir” der. İzm ya da bir başka ifade ile ideoloji batı menşeli bir kavramdır. Ve batının ürettiği düşünce sistemlerini temsil ederler. Kişinin düşünme ve yaşam tarzını belirleyen, sınırlar koyan ve kısıtlayan bu sistemlerin benzerlerini İslam dünyasında da görmek mümkündür. Mezhepler ve tarikatları bu anlamda İslam medeniyeti bünyesinde oluşan özgün ideolojiler olarak ifade edebiliriz. Fakat ideolojiler ile mezhep ve tarikatlar arasında ciddi farklar olduğu gibi her iki sistemin de arasında belirgin farklar vardır. Kısaca göz atalım.
Mezhep, Arapça z-h-b kökünden türeyen bir kelimedir. Sözlük anlamı yol demektir. Tarikat ise, t-r-k kökünden türeyen bir kelime olup, tıpkı mezhep gibi yol anlamına gelir. Buradaki yol kelimesi istiare yoluyla, çizilmiş düşünce-yaşam parkuru anlamında kullanılır. Istılahi olarak ise mezhep, anlayış ve görüş farklılıkları neticesinde ortaya çıkan, belirli kuralları, tutarlı inanç ve davranış bütünlüğü olan dinin her bir koluna verilen addır. Tarikat, tasavvufa dayanan ve kimi ilkelerle birbirinden ayrılan, Tanrı’ya kendine özgü tekniklerle ulaşmayı hedefleyen dini fraksiyonlardır.
![]()
![]()
Aralarındaki en temel fark, mezhebin itikadi, fıkhi ve siyasi olarak, tarikatın ise silsile ya da metot açısından farklı kollara ayrılmasıdır. Mezhepler itikadi, fıkhi ve siyasi olarak ayrılırlar. Ayrıca her birim kendi içinde baş imamına göre yine farklı kol oluştururlar. Tarikatlar da aynı şekilde tuttukları metot muvacehesinde farklı silsileler oluşturarak yeni ekoller üretirler.
Genel itibari ile baktığımızda mezhep müntesipleri daha fazlayken, tarikat mensupları daha azdır. Fakat mezheplerin sayısı daha azken, tarikatların sayısı oldukça fazladır. Örneğin; Türkiye’de yaşayan birisi muhtemelen kendisini itikatta Maturidi, amelde Hanefi olarak tanımlayacaktır. Bu haliyle her ikisi mezhebe de müntesip sayılır. Fakat bir tarikat mensubu kendini hem nakşi hem de celveti olarak tanımlayamaz. Bu anlamda da tarikatlar mezheplere göre daha dışlayıcıdır denilebilir.
Mezhepler müntesiplerinin dış görünümlerine karışmazlar. Sadece genel İslam hukuk ve örfüne ters düşmeyecek şekilde giyinmelerini isterler. Fakat bazı tarikatlar mensuplarından kendi tarikatlarını temsil eden kıyafetler giymelerini isterler. Örneğin; yeşil takke takmak, cübbe-sarık kullanmak vs. gibi.
![]()
![]()
Mezheplerin İslam’ın istediği ibadetler dışında belirleyici ritüelleri ya da adetleri yoktur. Sadece beş vakit namaz, hac, kurban ibadetleri isterler ya da nafile namaz ve sadaka gibi sevap kazandıracak amellere teşvik ederler. Fakat tarikatlar, genel ibadetler dışında mensuplarından çeşitli ibadetlerde bulunmalarını da isterler. Ülkemizde çok fazla tartışılan, vird, rabıta, hatm-i hâce gibi ritüeller bunlardan bazılarıdır.
Her mezhebin bir baş imamı vardır. Bu imam mezhebin oluşum fitilini ateşlemiş ve sonrasında gelenlerin önünü açmıştır. Onun talebeleri kendisinden sonra hocalarının farklı fikirlerini geliştirerek bir mezhebin oluşumuna katkı sağlarlar. Mezhepte baş imamın veya onun talebelerinin özel bir yeri olsa da bunlar kayıt altına alınarak silsileleri oluşturulmaz. Tarikatta ise o tarikatın postuna oturan her kişi silsileye kaydedilir ve sonraki postnişinler tarafından da müritleri tarafında da her mecliste saygıyla yad edilir.
Mezheplerin kurumları ya da toplanma yerleri yoktur. Yani mezhepdaşların bir araya gelerek sohbet edecekleri ve beraber ibadet edecekleri bir mekanları olmamıştır. Bu işi genel olarak tüm cemaate açık camilerde icra ederler. Fakat tarikatlar kendilerine has dergahlar oluştururlar ve müritler buraya gelerek sohbetlere, hatmelere katılırlar. Kapıları kendilerinden olmayanlara her daim açık olsa da tarikat yine bu yolla gizliliğini korumayı amaçlar.