Farklar Sözlüğü

İki Uç: Distopya ve Ütopya

10.11.2020

Thomas More 1516’da bir kitap yazar. Ve o kitapta olağanüstü bir toplum modelinden bahseder. Fakat dönemin katı İngiliz rejiminin başına bela açacağını düşünmüş olsa gerek eserine “Ütopya” adını koyar. Ütopya: yani “olmayan yer.” Aradan uzunca bir zaman geçer. Bu sefer yine İngiliz bir filozof olan John Stuart Mill Yunanca bir başka kelimeyi kazandırır insanlığa “Distopya” yani “kötü yer.” Birbirinin antitezi olarak mevcut bulunan iki kelime arasındaki fark tam zıt paralellikte bir yapı arz eder. Aralarındaki fark asli anlamlarına müstenit olarak ortaya çıkan sanat türlerinde de kendini gösterir.

Ütopya, ideal bir toplum modelidir. Thomas Moore, döneminin siyasi ve sosyal kötü gidişatından etkilenmiş olsa gerek, ideal bir toplum modeli tasavvur eder. Ve bunu kitaplaştırır. Daha önce benzeri görülmemiş çok farklı bir şeydir bu. Tabi kitabın da filozofun da akıbeti pek iyi olmaz. John Stuart Mill’in de distopya kavramını türetmesi bir yerde devlet eleştirisidir. Ama o Thomas Moore gibi “olmayan yer” dememiş, “gelecekte olacak yer” demiştir. Thomas Moore gibi devlet nezdinde mühim bir role de sahip olmadığı için bu sebeple başının belaya girdiğine dair bir malumat yok elimizde.

Ütopya kelimesi sonraları farklı bir anlama bürünmüştür. Sosyal hayatta da sıkça kullanılan bu kelime artık imkânsız olanı tavsif etmekte, ulaşılmaz görülen şeyler için kullanılmaktadır. Bu kavramsal farklılaşmanın ana nedeni zaman içerisinde devlet ve toplum planında kullanımının terk edilmesidir. Distopya halen aynı kulvarda yoluna devam ediyor. Fakat kötü bir toplumun oluşmasına neden olan olgular zaman içerisinde değişiklik gösterdiği için, siyasi, teolojik, teknolojik, ekonomik distopya gibi farklı terkipler türetilmiştir.

Kısaca aralarındaki farklara göz atacak olursak;

Ütopya, insanların tam anlamıyla eşit haklara sahip olduğu sosyal bir yaşam alanıdır. Buna mukabil distopyada insanlar en başta eşitsizlikten mustariptir. Çünkü ütopik toplumlar kolektivist bir yapı arz ederken yani din, dil, ırk ayrımı gözetilmeksizin herkes huzur içinde yaşayabilirken, distopyada tüm bu olgular farklı bir problemin ana nedenini teşkil eder.

Ütopik toplumun bireyleri mutludur. Ki zaten bu toplum kuramının asıl amacı, dünya hayatını çekilir kılan, yaşam enerjisi diyebileceğimiz mutluluğu insanlara kazandırmaktır. Distopik toplumlardaki bireyler daima mutsuz, geçimsiz, huysuzdur. Çünkü bireylerin kişisel mutlulukları, devlet düzeyindeki işlerin iyi gitmesine bağlıdır. Fakat distopya tam olarak halkına istediklerini sunamayan devlet tarzı demektir.

Ütopik toplumlarda özgürlük esastır. Kısıtlayıcı bir otorite söz konusu değildir. Her birey bu yapıcı devlet biçimi altında kendini geliştirebilir, yetiştirebilir ve en önemlisi tüm sistem insanın en iyi hayatı yaşaması için kusursuz hizmet eder. Distopik toplumlar; otoriter-totaliter bir devlet modeli ya da farklı herhangi bir baskıcı sistem altında karakterize edilir. Bu toplumlarda zulüm, terör, sefalet, fakirlik ve ilerlemiş, üst düzey teknoloji görülür.  Aşırı nüfus yoğunluğu, ahlaki ve zihinsel çöküş söz konusudur. Kişisel ve toplumsal özgürlükler bunun yanı sıra seyahat hakkı kısıtlanmıştır. Konuşma, düşünme, yazma ve cinsel hayatı düzenleyen kanunlar ve yasalar vardır. İnsanlık adım adım yıkıma gitmektedir.

Zaman içerisinde her iki kelimeden mülhem olarak sinema filmleri çekilmiş ve çizgi romanlar, kitaplar yazılmıştır. Ütopik kitap ve filmler ideali anlatmak, distopik olanları ise bir probleme dikkat çekmek için vücut bulmuşlardır. Çünkü her ikisi de insan için, insanı anlatır. İnsanın hikayesini anlatır.

Marx’ın dediği gibi “de te fabula narratur”, “ne gülüyorsun anlatılan senin hikayen.”

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.