Toplumsal Düzen Koyucular: Fıkıh ve Hukuk
Fıkıh, İslam dininin toplumsal cepheye bakan yüzüdür. İnsan ilişkilerini, naslara dayanarak düzenleyen bir sistemdir. Fıkhın bir hukuk modeli olup olmadığı tartışma konusudur. Yani İslam hukuku dediğimizde Fıkıh mı demiş oluyoruz? Yoksa İslam hukuku, fıkhın bir dalı mıdır? gibi sorular hala İslami ilimler içerisinde caridir. Canlılığını korumaktadır. Biz bu yazımızda genel anlamda kullanılan hukuk ile fıkıh kavramlarının mukayesesi yapacağız. Aralarındaki farklara değineceğiz.


Önce tanımsal farklara bakalım:
Mecellenin birinci maddesinde fıkıh ilmi şu şekilde tanımlanmıştır: “İlm-i fıkh, mesail-i şer’iyye-i ameliyyeyi bilmektir”. Yani, ameliyeye ilişkin şer’i meseleler fıkıh biliminin konusunu oluşturur. Kubbealtı Lügatine göre ameliye kelimesi, “iş”, “fiil” ve “muamele” demektir. Yani insanın davranışlarının tâbi olacağı hükümlerin incelenmesi fıkhın konusunu teşkil eder. Buna göre inançlar ve dış dünyaya yansımayan düşünceler fıkıktan farklıdır. Bu nedenle, “muamelat (borçlar hukuku)”, “ukubat (ceza hukuku)” ve “münakahat (aile hukuku)” fıkhın konusuna girer; ama “itikadat” fıkhın dışında kalır. “Hukuk” kelimesi ise Arapça olan “hak” kelimesinin çoğulu olarak bilinir. Teknik anlamda ise hukuk “belirli bir toplumda her türlü ilişkiyi düzenleyen ve uyulmadığı takdirde devlet yaptırımlarına bağlanan kurallar bütünüdür. Yaptırım (müeyyide) konusunu biraz açacak olursak; hukuk alanında yaptırım, kamu gücü ile uygulanır. Hukuka uymayı zorlama, uymayanları cezalandırma ve uyulmadığı durumlardaki zararları en aza indirmek için kullanılır. Hukuk düzenini sağlamayı ve korumayı amaçlayan yaptırımlar gene hukuk düzeninin öngördüğü şekilde yerine getirilir.
Fıkıh, görüldüğü üzere dinle yani İslam diniyle ilintilidir. Din içerisinde bir oluşumdur. Müslümanların hayatlarını düzene koymayı hedefler. Toplumsal kanunlar ve hükümler istihraç eder. Hukuk ise dinden farklı ve bağımsız, devlet düzeninde oluşturulmuş kurallar bütünüdür.
Fıkhın kaynağı, dinin iki kaynağı yani Kuran ve hadislerdir. Tüm fıkhi hükümler Kuran ve hadislerden istinbat edilir. Genel olarak İslam şeriatından olmayan hiçbir şey fıkıh çerçevesinde yer almaz. Bilakis dini olmayan tüm farklı eylemler de fıkıh tarafından tenkit edilir. Hukukta kaynak akıl ve tecrübedir. Hiçbir din, devlet hukukunda cari değildir. -Tabi teokratik devletleri es geçmemiz gerek.- Hukuk her türlü mecradan faydalanabilir. Tek amacı toplumsal düzeni sağlamaktır.


Fıkıh ve hukuk arasındaki farklardan bir tanesi de; fıkhın, tanrı-insan arası ilişkileri de düzenlemesidir. Fıkıh hem insan-toplum hem de insan-tanrı arasındaki ameliyeyi ele alır. Namaz mesela kişinin Allah’la arasında olan bir şeydir. Fakat burada da bazı düzenlemeler yapar. Hukuk sadece insan-toplum arasındaki ameliyeyle ilgilenir. İnsanların tanrıyla ilişkilerine müdahil olmaz.
Fıkıh resmi değildir. İslam cumhuriyetleri dışında, fıkhın toplumsal düzende resmi bir yönü bulunmamaktadır. Kişiler fıkha uyup uymamakta serbesttir. Fakat hukuk resmidir. Toplumun tüm fertleri kanunlara uymak zorundadır. Farklı ya da ayrıksı davranışlarda bulunamazlar. Kanunlara uyulmaması halinde cezalandırılırlar. Fıkha uymayanlar için yaptırıcı ya da caydırıcı unsurlar söz konusu değildir.