Farklar Sözlüğü

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

İki Huysuz; Hegel ve Schopenhauer

03.05.2018

İki huysuz yaşlı düşünün. Yıldızları asla barışmamış iki kibirli, çekilmez adam. Hayatları birbirlerini alt etmeye çalışmakla geçmiş. Bir de bu iki farklı, ayrık tipin aynı üniversite kürsüsünde buluştuğunu hayal edersek…

Hegel, Schopenhauer’den sekiz yaş daha büyük. Ama insan olgunluk çağına geldiğinde yaşın ne bir önemi ne de bir farkı kalıyor. Hatta zamanla negatif anlamda etkileyebiliyor. Hegel’in, çömezi sayılacak Schopenhauer’le girdiği uğraşa bir de buradan bakın.

Hegel, felsefe tarihinin son dönemlerdeki en önemli isimlerinden biri. Tabi Schopenhauer de öyle. Aralarındaki en temel fark Hegel’in akademisyen filozof, Schopenhauer’in ise akademisyen olmasına rağmen daha özgür bir felsefeci olması. Bu özellikleri onları hayatlarının hemen her noktasında ayrıştırmış.

Mesela Hegel’in felsefesi Schopenhauer’e göre daha kapalıdır. Akademiktir. Sistemlidir. Ve ne yazık ki anlaşılmazdır. Schopenhauer’inki daha açıktır. Çünkü herkesin anlamasını ister. Sadece öğrencilerine hitap etmez. Halkı da baza alır. Yazarken de aynı tavır hakimdir. Hegel’in yazıları belki de kendisinin bile anlamayacağı kadar örtüktür. İmgelerle, sembollerle, yeni kavramlar ve terkiplerle doludur. Bu haliyle kadim filozoflardan pek farkı yoktur. Ama Schopenhauer’in dili gayet yalındır. Çetrefilli bir mesele olmadıktan sonra oldukça basit bir üslupla anlatır düşündüklerini. Hegel’in bu üslup sorunu sonraki dönem filozofları tarafından da eleştirilmiş. Mesela Bertnard Russel ve Alfred Jules Ayer, Hegel metinlerini, hiçbir şey ifade etmeyen absürt şiirler olarak tanımlamışlar. Ve daha da ötesi derslerinde terim uydurmanın sakıncalarına dair örnek göstermişler. Diğer taraftan Peter Singer gibi isimler de bu metinlerin önünde saygıyla eğilmiş, derin bir dehanın ürünleri olarak görmüşler.

Hegel felsefesindeki rasyonel tutum aşırı uçta kendini gösterirken Schopenhauer daha mistik bir tavır takınır. Hegel’de de Schopenhauer’de de Kant etkisi vardır. Fakat Schopenhauer Kant’ı, Buda felsefesi ile harmanlar. Hegel, Hristiyanlığı hiçbir zaman yadsımasa da Schopenhauer hayatı boyunca din diye bir şey tanımaz. Bu anlamda Schopenhauer, Hegel’i papaz olarak tanımlarken, Hegel, Schopenhauer’i dinsiz bir mide bulandırıcı olarak telakki eder. Buraya önemli bir not eklemek gerekirse; her ne kadar Schopenhauer, Hegel’i taassupla tenkit etse de, çalışma masasında daima bir Buda ve Kant büstü bulundururmuş. Yani Schopenhauer’in taassup konusunda Hegel’den pek farkı yok.

Hegel’in diyalektik felsefesi diğer tüm görüşlerinde de etkindir. Schopenhauer’in de Buda takıntısı fikirlerinde ciddi bir uzak doğu mistisizmi etkisi yaratmıştır. Hegel’in ahlak felsefesiyle pek işi olmasa da, Schopenhauer insan davranışları ve etik kurallarla yakından ilgilenmiştir. Ama ne yazık ki felsefesini yaşamayan bir filozof olarak göçmüştür bu dünyadan. Yaşlı bir kadını merdivenlerden yuvarlama hadisesi, tarihteki filozof imajına zarar veren yanlış tutumların başında gelir. İnsanlara ideal olan yaşamı öğütleyen ama en başta kendisi buna uymayan filozofların sayısı oldukça fazlaysa da Schopenhauer gibisi az bulunur. Paradan ve kadından köşe bucak kaçılmasını öğütleyen Schopenhauer, hayatı boyunca bu ikisinin de doyasıya tadını çıkarmıştır. Hegel bu anlamda daha tutarlı bir hayata sahip olmuş, kimliği ile çatışmayan bir hayat yaşamıştır.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.