Prens mi? Leviathan mı?
Rönesans’ın iki önemli siyaset düşünürü. Biri İngiltere’nin en büyük siyasetçisi diğeri İtalya’nın sürgün aydını. İkisi de ülkesine hizmeti borç bilmiş. Düşünerek ve yazarak yaşamış. Ama Machiavelli itibarsızlığın çukurunda boğulurken, Hobbes düşünce dünyasının nimetlerine gark olmuş. Felsefeleri arasında benzerlik olsa da hayatları arasındaki fark büyüktür.
Machiavelli, San Kaşyano’nun bedbaht dâhisi. Önceleri devlet nezdinde büyük bir makama sahip olsa da sonraları itibarını kaybetmiş. Kutlu bir emele hizmet ederken, amele olmuş, kut layemut yaşamaya mahkûm bırakılmış. Krallık yönetimlerinde hiçbir makam ve mansıbın gelecek garantisi yoktur. Bir kral ölür, diğer gelir ve bir gecede her şey bambaşka olur. Halk yabancı bir sabaha uyanır. Machiavelli’nin de o halktan farkı yoktur. Siyasetten menedilir. Sonraki ömrü Mecidi ailesine kendisini ispat edebilme meşgalesi ile geçer. Bir kitap yazar; Prens. Bu öyle bir kitaptır ki tarihte benzeri görülmemiş fikirler sayfalarında arzı endam etmektedir. Farklıdır. Machiavelli’nin de en güvendiği şey eserin bu farklı yapısıdır. Ama bir kez daha güveni boşa gidecek hatta hak etmediği muamelelere maruz kalacaktır. Kader kimi zaman böyledir. Sınamaktan usanmaz insanı. Bu yüzden Macauley, Machiavelli için “edebiyat tarihinin en müzmin ismi” der. Çünkü sonraki dönemlerde de kitabı ilgi görmez. Canilik, düzenbazlık, oportünistlik, çıkarcılık ve daha pek çok sıfatla tahkir edilir. Tek suçu hakikati söylemektir.
![]()
![]()
Hobbes, Machivelli’nin ölümünden tam 31 yıl sonra dünyaya gelmiş. Yaş farkı aslında çok değil. O da Rönesans düşünürü. Ve eğer Rönesans’ı Patristik ve Skolastik Felsefelerinin izlerinin silindiği bir ara-geçiş dönemi olarak görürsek, Hobbes da bir nevi ara-dönem filozofudur. Machiavelli’yi iyi bilir. İyi tanır. Sebebi bu mudur bilinmez fakat yazdığı eserin yani Leviathan’ın, Prens’ten çok da farklı bir yapısı yoktur. Hükümdara mutlaka saltanat atfeder. Hâkim güçsüz bir devlette, insanlığın en eski kültürel formlarına geri döneceğini iddia eder. Hobbes da Machivelli de insandaki “ego”nun tehlikelerine dikkat çeker. Çünkü ego yani bencillik ya da kişisel menfaat muhatap için ciddi bir tehlike kaynağıdır. Bunu devlet bazında düşündüğümüzde ego sahibi iki hükümdarın, kişisel hırslarına yenik düşmeleri büyük sosyal felaketlere neden olacaktır.
Machiavelli de Hobbes da halkın üstünde kayıtsız şartsız bir egemenin bulunması gerektiğini iddia eder. Fark şu ki Machiavelli bu egemenliği talihe bırakmaktansa hile ile elde tutulabileceğini iddia ederken, Hobbes bunu yapmaz. Düzenli, sistemli kanun ve kuralların sıkı sıkıya uygulanmasına bağlar. Bir diğer fark da Machivalli’nin halkı bir basamak olarak görmesi fakat Hobbes’un hükümdar ile halk arasındaki tüm bağları koparmasıdır.
Her iki filozof ve yazdıkları düşünsel bir çağ atlama evresinde olan insanlığın arayışlarının bir özeti gibidir. Siyaset felsefesi açısından bakıldığında da beka arayışlarının devletlere göre çok da farklılaşmadığı görülecektir. Machiavelli ve Hobbes bunun en güzel örneğidir.